Haftasonunda İsmet Özeli canlı dinlemek nasib oldu. Bir şairin toplum önüne çıkıp edebiyat dışında konuşması nasıl olabilir? Öncelikle kendine has anlatım tarzı dinlemeye değer kılmakta. Fikirleri konusunda çok soru işaretim olduysada, özellikle bilimsel tarih hakkındakı aşırı şüpheci ve eleştirel bakışı çok basit geldi. Bu konuda hayal kırıklığımın üstadın zâtından çok onu dinlemeye gelen kitleyle alakalı olduğunu bilsemde, yinede yakıştıramadım. Belkide bir arkadaşın dediği gibi gereğinden çok önemsiyordurum. Hele birde “bir zamanlar Türk dendiğinde, müslüman kastediliyordu” anlayışını düz mantıkla yorumlayıp, Türk =Müslüman, ve buradan hareketle yine bir çok cetrefilli konulara yorum getirmesi çok vahim.
Onu davet edip, hocam bize “Tarih şuuru” konusunda bir mülakat yaparmısın demişler. Üstad çıktı uzun uzun tarihten ne anladığını ve şuurun ne demek olduğunu izah etti sonra çıktı aniden “Siz benim buraya gelip şanlı tarihimizden bahsetmemi bekliyorsunuz, yanılıyorsunuz, tarih berbat birşey!” dedi. Burasında bir “ne diyor lan bu” ifadesi oldu ama yinede kahkahalara boğdu beni.
Türk aydınlarının genel hikayelerine benzetirim İsmet Özelin hikayesini (bildiğim kadarıyla), hernedense anlaşılmayı istiyor fakat anlaşılmıyor havası veriyor. Millet kendisini anlayan birini çıkartıp dinliyor, bazende kendini anlayan fakat kendisinin anlayamadığı bir adamı dinleme nezaketinde bulunuyor....
Üstadın bir şiirini paylaşmadan bitirmeye gönlüm razı olamaz.....
İçimden Şu Zalim Şüpheyi Kaldır Ya Kendin Gel Ya Beni Oraya Aldır
Ağzının bir kıvrımından cesaret bularak
ter yürekte susayışlar yaratan yağmurlara açıldım
kalmışsa tomurcuklar önünde sendeleyen çocuklar
kalmışsa bir kaç ısrar ölümle yarışacak
onların yardımıyla dünyamıza acıdım.
Dünya. Çıplak omuzlar üzerinde duran.
Herkes alışkın dölyatağı bersalarla ağulanmış bir dünyaya
Benimse dar
çünkü dargın havsalamın
gücü yok bazı şeyleri taşımaya.
Önce kalbim lanete çarpa çarpa gümrah
sonra kalbim gümrah ırmakları tanımaktan kaygulu
sakın Styks sularının heyulası sanmayın
er gövdesinde dolaşan bulutun simyası bu,
biraz üzgün ve Ömer öfkesinde biraz
öyle hisab katındayım ki katlim savcılardan sorulmaz
ne kireç badanalı evlerde doğmuş olmak
ne ellerin hırsla yaban tutuşu
ne fabrikalarda biteviye üretilmekte olan kahır
dev iştihasıyla bende kabaran aşkı
yetmez karşılamaya.
İnsanlar
hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır
o ferah ve delişmen birçok alınlarda
betondan tanrılara kulluğun zırhı vardır
çelik teller ve baruttan çatılınca iskeletim
şakaklarıma dayanınca güneş
can çekişen bir sansar edasıyla
uğultudan farkedilmez olunca konuştuğum
kadınların sahiden doğurduğuna
toprağın da sürüldüğüne inanmıyorum
nicedir kavrayamam haller içinde halim
demiri bir hecenin sıcağında eriyor iken gördüm
bir somunu bölünce silkinen gökyüzünü
su içtiğim tas bana merhaba dedi, duydum
duydum yağmurların gövdemden ağdığını.
Sen ol küçük bir kıvrımdan, bir heceden
aşk için bir vaha değil aşka otağ yaratan
sen ol zihnimde yüzen dağınık şarkıları
bir harfin başlattığı yangın ile söndür
beni bir ses sahibi kıl, kefarete hazırım
öyle mahzun
ki hüzün ciltlerinde adına rastlanmasın.