“Medyanın gücü yoktur, gücün medyası vardır” der İsmet Özel.
Demokrasilerde, gazetecilere ayrı bir statü verilir. Hani onlar Cumhur’un haberdar olmasını sağlarlar, olup bitenden haberdar edip yürütme, yasama ve yargı güçlerinin dengesinin altında bir nevi sigorta işlevi üstlenirler. Sözde kamuya hizmet ederler, ve kendilerince kutsanırlar, önemserler kendilerini. Onlar “tarafsızdırlar”, tarafsız olmak nasıl oluyorsa... Türkiyede Taraf olmayı şiar edinmiş bir gazetenin çıkmasını sırf bunun için alkışladım.
Şu günlerde bağımsız, ilkeli ve tarafsızlık iddiasına inanabilen insanlar varmıdır?
Hollanda’da Joris Luyendijk muhabirlik yaptığı orta doğuyu ve o çoğrafyayı bize nakleden medya’yı anlatırken, dikkat çektiği bir husus var. Para, iktidar ve gücün korunmasının , uluslarası çıkar ilişkileri ve konjönktürün gereklerinin(!), ifade edilen “medya” ilkelerinin önünde olduğu meselesi. Yaşananların tamamiyle aktarılamadığı ve nakledenlerin lisanının tarafgirliği hatta tarafsızlığın mümkün olmadığı vurgusu. Beri taraftakiler hunharca katlediliyor kim tarafından ne zaman nerede hangi şartlar altında hepsi bilinir nakledilir ve fakat ötekiler çatışma esnasında vuruluyor, bir o kadar belirsiz, sanki detaylarıda önemsiz orası sadece bir rakam. Berikinin acısı ağlatır, acıtır ve intikam gerektirir, üstelik şahsi hikayelerle detaylarla anlatılır, insani duygulara hitap edilir ve vicdani bağ kurulur. Ötekiler özelsiz, hikayesiz ve geneldir. Mutlaka detaysızdır, ölü sayısı mesafenin yakınlığı kadar önemlidir. İnsanlıklarıyla bağ kurulmaz.
Medya mensuplarınca nakledilenin hakikat olmadığı ve sadece hakikate bakılan bir açı olduğunu unutmamamız gerektiğini mizahla karışık anlatıyor Luyendijk ortadoğu tecrübelerini.
Bir Afrika atasözü “aslanlar hikayelerini anlatmadıkça, av hikayelerinin kahramanları avcılar olacaklardır” der. Hikayeler okunur, hikayeler çizilir, hikayeler anlatılır. Biz dinlediklerimize, okuduklarımıza dahiliz fakat rolümüzün farkında değiliz. Avmıyız avcımı, yoksa domdom kurşunumu, bileniniz varmı?