Farklı ülkeler gezmek, farklı şarkılar, farklı hikayeler dinlemek, insanın ufkunu genişletir derler ve bence çok doğrudur. Geziler bize sadece yeni birşeyler öğrenme olanağı değil, evelden bildiğimiz şeylere farklı bakabilme şansı da sunar. Bu yazımda sizinle Mısırlı oyun yazarı Ali Salim’in bir hikayesini paylaşmak istiyorum. Keyifle okumanızı ve biraz da düşünmenizi dilerim.
***
Caddemizin - Arap Birliği Bulvarı’nın bir yan caddesi olan Nil Vadisi Caddesi -en uğrak kahvesinde oturuyorum. Genellikle bu kahvede oturur, bir yandan kahvemi yudumlar, bir yandan da en sevdiğim oyunu oynarım: düşünme oyunu.
Bir akşam, çevremdeki insanlar domino, kâğıt ve tavla oyunlarına dalmışken ben düşüncelerimin üzerinde, uçuyordum uzaklara. Denizi, Akdenizi - Arapçada da “Ak Deniz”dir - sevdiğimi düşünüyordum. O yakındı bana ben çocukken memleketim Damietta’da. Ve ben ona yakındım, sadece birkaç kilometre mesafedeydi. Bisikletlerimize binip giderdik arkadaşarımla sahile. Birkaç kez yürüyerek de gittik. Beni onun bir taraftarı ya da bir müridi olarak kabul edebilirsiniz ve kesinlikle onun bir sakiniyimdir! Hatırlarım hâlen nasıl üzerinden ufka doğru baktığımı, oradaki, Italya, Yunanistan, Ispanya ve Fransa’daki komşularımı görebilmek istercesine. Onlar Avrupa ve ben Afrika’yım. Biz komşuyuz, iki kıtanın ayırdığı, bir denizin birleştirdiği.
Bulutların üzerinde gezerken, o çıkıverdi karşıma. Aşağı yukarı benim yaşımda, ama benden oldukça farklıydı. Yüzünde dindarlığın ve kuşkusuzluğun yansıması vardı, benim yüzümdeyse şaşkınlık ve bilinmeyene karşı duyulan korku.
Dedi ki:
- Buradaki bütün insanlar bir işle meşgullar, sen neden boş boş oturuyorsun?
- Düşünüyorum efendim
- Neyi?
- Denizi, Akdeniz’i
- Neden Kızıldeniz’i düşünmüyorsun?
- Bilmiyorum. Birkaç kez gittiğim oldu, ama bir yakınlık hissedemedim. Güzel evet, ama bende ıssız bir duygu yarattı.
- Ama Akdeniz’e karşı bir sevgi duyuyorsun?
diye sordu.
- Evet, denizi sevmek bir insan hakkıdır.
Yüzünde acımasız bir ifade belirdi, tedirgin oldum. Yeniden sorular sormaya başladı:
"Kendini Akdeniz’e ait mi hissediyorsun?”
"Mısır’ın kendisi zaten Akdeniz’e ait" diye cevap verdim. “Binlerce yıl önce bir gün, bu deniz sadece bir göldü ve üzerinden Yunanistan’a doğru gemiler giderdi, düşünce ve sanatla dolu olan, aklın ve ruhun ürünlerini taşıyan, oradan tekrar dönen ve bu kez aklın ve ruhun başka ürünlerini taşıyan.“
“Arap olduğunu henüz söylemedin” diye bir tespitte bulundu.
“Araplar benim atamdir, ama Mısırlılar da ceddimdir; atamdan miras kalanları kabul edip, ceddimden kalanları inkar etmemi mi öneriyorsun?” diye sordum.
“Önermiyorum, emrediyorum!”
***
Ingilizceden tercüme edilmiştir. Tercüme bana ait.