"Tevfik! Tevfik kalk! Geç kaldın!". Gözleri kapalı fırladı yataktan Tevfik. Ofise gitmek için on beş dakikası vardı, kesin geç kalacaktı! "Iyi ki nezaret Izmit'e taşındı!" dedi evden aceleyle çıkarken. Trafikle işi yoktu artık çok şükür.
İstanbul'un trafiği zaten hep sorunlu olmuştu, ama şu son beş yıl içinde iş çığrından çıkmıştı artık. Ne üçüncü tüp hattı ne de yeni bitirilen beşinci köprü bir çözüm getirmemişti! Devlet en sonunda çareyi nezaretleri ve diğer önemli devlet ofislerini çevre illere taşımakta bulmuştu. Böylesi gerçekten de çok iyi olmuştu. Atlıyordun Mağlev'e ve bir de bakmışsın İzmit'tesin, topu topuna on dakika sürüyordu!
Ofise yarım saat geç varmıştı, ancak kimse yokluğunu fark etmemiş gibi görünüyordu. Bağırışlar, çağırışlar, susmak bilmeyen videofonlar, koridorlarda koşan memurlar! Anlaşılan yine bir durum vardı! Zar zor masasına varıp karşısında oturan Dimitri'ye seslendi.
- Ne olmuş yine yoldaş? Ne bu telaş?
- Ya hocam sorma, İngilizlerle İskoçlar yine birbirine girmişler! Öte yandan Sicilya ve Malta da bu sabah bizim birliğe katılma dileklerini belirtmişler. şimdi kriterler, denetimler, raporlar falan, ohoo bir sürü iş çıktı bize. Olan bize oluyor vallahi! Sabahtan beri bir nargara içemedim iyi mi!
- Neyse artık katlanacağız, işimiz bu kardeşim işimiz!
- Ha, bir de seninkini tutuklamışlar. Anladığım kadarıyla siyasî bir meseleymiş. Beyrut'taymış şimdi.
Bir sessizlik çöktü odaya. Düşüncelere daldı Tevfik bir iki dakika için. Hale'yle bundan tam bir yıl önce Tebriz'de tanışmıştı. Zeytin karası gözleri, vişne rengi dudaklarıyla, ince beli, narin bedeniyle daha ilk görüşte Tevfik'i büyülemişti. Ateşli bir ilişkileri olmuş, ancak birbirlerine tutunamayıp ayrılmışlardı. Tevfik ne zamandır haber alamamıştı Hale'den. Unutamamıştı.
Tevfik'in keyfi bir hayli kaçmıştı ve ofisten erken çıkıp eve döndü. Kapıdan girdiğinde Vivaldi çalmaya başlamıştı bile. şu elektronik ev asistanı da ne iyi birşeydi, insanın moraline göre müzik koyuyordu!
Bir an durup müziğe kulak verdi. Her defasında şaşıyordu; asırlar önce insanlar nasıl böyle ince ruhlu ve zevkli olabiliyordu? Bir de bugüne bakın! "Vivaldi, bugün memleketini görse ne çok üzülürdü herhalde" dedi kendi kendine.
Dedesi Fahrettin'in hikayeleri geldi aklına. Venedik'in, o zamanların Amerikası tarafından nasıl denize batırıldığını dedesi kendi gözleriyle görmüştü. Sonra gururla Akdeniz ülkelerini nasıl kurtardıklarını anlatırdı. Tevfik'in dedesi bir kahramandı, bir idealistti, insanlığa büyük faydası dokunmuştu.
Tarih ne ilginç birşeydi aslında. En küçük olay bile tarihin başka yönde gelişmesini sağlayabiliyordu. Bir tek isim bile belirleyici olabiliyordu. Bu sadece dünya tarihi için değil, bir insanın tarihi için de geçerliydi.
242. kattaki dairesinden Boğaz'ı izledi bir süre. "Iyi ki o zamanlar Birinci Cihan Harbi'ne katılmamışlar bizimkiler", dede sessizce, "ve iyi ki onu tanımışım".
Vivaldi aniden kaybolup, yerini ev asistanının yalın sesine bıraktı.
- Beyrut İç Hatlar Jeti saat 18.45'te kalkıyor efendim. İyi yolculuklar.